Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kibir

Kibir İnsanın bu hayatta kendini çok başarılı ve mutlu hissettiği zamanlar vardır.  Çalıştığı işte zirveye ulaştığını düşündüğü zamanlar… Her şeyin istediği gibi hatta istediğinden daha mükemmel gittiği zamanlar; Terfi aldığı… Satış hedeflerini tutturup, hedeflerinin üzerine çıktığı… Yöneticisinden takdir aldığı… Alkışları topladığı… “Ben... Ben... Ben...” sözlerini dilinden düşürmediği, “Ben neymişim be abi…” dediği zamanlar. İnsan böyle zamanlarda neler başardığını düşünerek kendini çok değerli hisseder.  Ve bazı düşünceler geçiverir aklından: “Bu şirkette en önemli işi ben yapıyorum.”, “Benim sayemde şirket büyüyor.”, “Ben olmasam bu şirket batar.”, “En değerli kişi benim bu şirkette.” … O alkışlar, o övgüler insanın duygularını o kadar etkiler ki kendisini mükemmel görür. Bu başarılarda başkalarının payının olmadığını, her şeyi tek başına yaptığını düşünmeye başlar. Sonuçta kendini kendine yeterli görmeye başlar. Ve… Bu düşüncelerin sonucunda insanı çok büyük bir tuzak...

Varlığına Teşekkür Ederim

Varlığına Teşekkür Ederim İnsan canı sıkılır da kendi kendine kalmak ister, Kabuğuna çekilip kendini dinler. İç dünyasındadır, dışarıya sessizleşir… Biri var ki; arar, ses eder, seni kalpten sever, “Hayırdır sen niye sessizleştin, iyi misin?” der. Biraz kendini düşürdüğünde hisseder,  Ağlamaklı olursun, dolu dolu olur gözler, İçinde dolup taşmış dökülüverir sözler. O ise sözlerine bakıp gözlerini dinler, Bazen uyarır, bazen rahatlatır, bazen silkeler. İnsan sevinir de sevincini paylaşayım ister, Birileri kıskanır, birileri çekemez…  Ama birileri var ki iyilik halini samimiyet le bekler, Senin mutluluğunu kendi mutluluğuna pay eder. İyiliğini namazında dualarına ekler,  Senin hayrını kendi hayrı görür, belli eder.  Yapıp ettiklerine en yakından şahitlik eder,  En yakınındakilerden daha çok destekler,  Desteği öyle şifa olur ki eksik kalır teşekkürler… İnsan geçip gider de şu dünyadan, anlaşılmak ister. Anlaşırken, anlatırken, anlarken bir yoldaş, En iyi an...

Yaşarken Uyanan

Yaşarken Uyanan Bazen insan rüya görür,  Sonra rüyadan uyanır da, Rüya içinde rüyadaydım der… Uyku içindeyken uykuda…  Bazen rüyadayken bilir  Rüyada olduğunu… Bazen çok gerçekmiş gibi gelir, Etkisindedir uyansa da…  Bazen hatırında kalır,  Gördükleri bir bir aklında… Bir sahne, bir dekor, Bir rolü var senaryoda… Rolünün içinde bir rol , Öykü içinde bir öykü, Sahne içinde bir sahne… Yaşantının içinde bir uykudadır… Bazen uykudan uyanır,  Bazen de uyandırılır… Uykunun da rüyanın da,  Hepsi bir sona varır... Bazen uyanmasaydım der… Biraz daha süre olsa… Bazen uyandığına şükreder, Güzel bir sona varınca…  Güzel son insanın elindedir… Yapıp ettiklerinin karşılığında, İnsan hak ettiği yere gelir; Ya kazanır ya kaybeder… İnsan kazanma isteğindedir… Kazananlar sahnedeki oyunda,  Gerçek rolünü bilendir;  Terk etmez, pes etmez yapamadığında… Ve insan yaptıklarıyla yüzleşir, Tüm gerçeklik belirir karşısında,   Kazananlar zorla uyandırı...

Düş mü? Gerçek mi? Ödevini Kendi Yapan Çocuk...

Düş mü? Gerçek mi? Ödevini Kendi Yapan Çocuk... Bir yaz dönemi daha göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Havalar serinleyince, göçmen kuşlar gibi insanlar da evlerinin yolunu tuttu. Beklenen o dönem gelmiş, yaklaşık 10 ay sürecek maraton başlamıştı. Okul Dönemi ... Okulların açılması veliler tarafından dört gözle beklenense de aslında ebeveynlere bir gül bahçesi vaad etmiyor. Zira, okulların başlaması ödev trafiğini de beraberinde getiriyor.  Her ne kadar bazı okullarda ek etüt saatleri gibi desteklerle bu yük hafifletilmeye çalışılsa da yeterli olmayabiliyor. Çocuklarını iyi bir geleceğe hazırlamanın iyi bir eğitimden geçtiğini düşünen ebeveynler imkânlarını zorluyor. Anne babalar bazen okul seçimiyle, bazen derslere destek olmak için türlü fedakârlıklarda bulunuyor. Öyle ki bazen bu destek amacını aşıp çocukların dersleri, anne babaların asli görevi haline getirebiliyor. Sonu istenmeyen yere varan işler güzel niyetlerle başlar ancak yöntem yanlış olunca varılacak nokta da yanlış o...

Arkadaşımsız Olmaz

Arkadaşımsız Olmaz  Bazen bireysel olmak süreklilik getirir… Nazlı yeni aldığı elbiseyle aynadaki yansımasına bakarken, “Bu sefer kararlıyım, başlıyorum yürüyüş e, bu sefer bırakmayacağım, vermeliyim bu kilo ları” diye tekrarladı içinden.  Tek başına yapamazdı. Birilerini de kandırmam lazım diye düşündü. Aysel de uzun zamandan beri başlamak istiyordu diye düşündü telefonun tuşlarına basarken.  Dört beş kere çalan telefonu nefes nefese açan Aysel’in hatırını bile sormadan, “Evvettttt Aysel bak ne yapıyoruz? Pazartesi yürüyüşe başlıyoruz! Haydi, bunu başaracağız.“ En canlı, en enerjik sesiyle ikna etmeye çalışıyordu onu. Hoşça kal derken elleriyle zafer işareti yaptı. Ve gene başarmıştı. Zaten en iyi yaptığı şeydi insanları motive etmek .  Pazartesiye üç gün vardı… Yanlarına ekleyecekleri fazladan birkaç kişiyle daha güçlü olacaklarını düşündü. Füsun’un da yürüyüş yapmayı istediğini hatırladı. İş yoğunluğu çok diye geçirdi içinden. Ama yine de şansını denemeye karar ve...

Farklılıklarımız Zenginliğimizdir

Farklılıklarımız Zenginliğimizdir… Kahvaltıda her gün sadece zeytin çeşitleri olsa… Ya da sadece peynir çeşitleri olsa… Sıkılır mıyız?  Sıkılırız değil mi?  Oysaki kahvaltıyı zengin yapan farklılıkların olması… Aynı insanlar gibi… Bazı insanlar az konuşmak ister Bazı insanlar konuşmayı çok sever.  Bazı insanlar hızlı ve hareketlidir.  Bazı insanlarsa daha yavaş hareket eder.  İnsanların farklılık ları vardır.  Ve bu farklılıklar zenginliklerimizdir… Herkes aynı şeyden motive olmaz. Herkes aynı olaya benzer tepkiyi vermez. Bazıları daha duygusal bazıları ise daha mantıksaldır.  Bazıları evinde çok eşya severken bazıları çok az eşya sever.  İşyerinde herkes senin gibi olsa o iş yürümez. İnsanlar birbiriyle aynı olmak zorunda değil… İnsanların farklılıkları var… Ve bu farklılıklarımız zenginliklerimizdir…  Peki farklılıklarımızı nasıl fark ederiz?  Farklılıklarımızın nedeni ne?  Farklılıklarımızı nasıl yönetebiliriz?  Ve neden bu ...

RÜZGAR

RÜZGAR Derin bir nefes alarak oturdu bankın üzerine… Canı yanıyordu. Canını yakan duyduğu gerçekler miydi, yoksa bu zamana kadar gözünün içine kadar sokulan ama kendisinin hiç fark etmeyişi miydi? Onu henüz kestirememişti. Hayatta her şeyin bir sebebi vardı. Şimdiye kadar duymaktan, görmekten kaçtığı tüm şeyler, şimdi aklına hücum etmiş gibiydi. Nasıl baş edeceğini bilmiyordu. Belki de bir şeyleri toparlamak yeniden dizayn etmek için tam sırasıydı. Yalnız hissediyordu kendini…Bu his yabancı değildi ona biliyordu içten içe bu yolda insan kendi ile kalıyordu. Çocukken annesine, kimse beni sevmiyor diye serzenişte bulunurdu. Annesi “Hiç böyle düşünme yavrum. Seven sevdiğini yalnız bırakmaz. ” diyordu. Gerçekten seven kimdi o zamanlar pek anlayamamıştı ama şimdi de o küçük kız çocuğu gibi ilgiye muhtaç hissediyordu. Daldığı derin düşüncelerden onu uyandıran serin bir rüzgârın dokunuşu oldu. Öylesine güzel bir dokunuştu ki yakıcı günün sıcağını serinleten, insanın içine ferahlık veren, sa...

Bulunduğun Yerde Olmak

Bulunduğun Yerde Olmak Sabah güneşin ilk ışıklarıyla birlikte güne başlamayı severdi Zeynep. Uyanır uyanmaz hemen bir bardak su içmeyi alışkanlık haline getirmişti. Bu alışkanlıklarını daha çocuk yaşta anneannesinden öğrenmişti. Anneannesiyle beraber yalnız geçirdiği ilk yaz tatilini anımsadı. Ne kadar çok şey öğrenmişti ondan. Koyunları gütmeyi, süt sağmayı, harmanda hasatı kaldırmayı, sevimli eşekleri Karakaçan’a binmeyi, gökyüzüne bakarak yağmurun yağıp yağmayacağını tahmin etmeyi, ağaçların yosunlarına bakarak yönleri bulmayı...  Anneannesi ilkokuldan sonra okuyamamıştı ancak hayatın içinde her zaman öğrenci kalmayı başarmıştı. Buda onu çok iyi bir öğretmen yapmıştı. Dedesinin vefatından sonra anneannesine can yoldaşı olsun diye ailesi Zeynep’i köye göndermişti. Bu gelişi tatil amaçlı olmadığı için ilk başlarda çok zorlanmıştı . Sabah güneşin doğuşu ile beraber kalkıyor güneşin batışına kadar çalışıyordu. Önce koyunlarla beraber yola çıkıyorlar, epeyce yürüdükten sonra tarlaya ...