Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İmkan etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İmkân mı, İmkânsızlık mı?

İmkân mı, İmkânsızlık mı? İnsan başarılı ve mutlu olmayı somut imkanlarla sağlayacağını zanneder. Evlenirken,  çocuk yetiştirirken, iş kurarken hep imkânlarını artırmaya odaklanır. Oysa o imkânı doğru şekilde kullanmak için beceriye ihtiyacı vardır. Bütün kitapları alsan da çocuğuna, onun ilgisini çekecek becerin yoksa okutamazsın. En güzel aletleri alsan mutfağına, yemek yapma becerin yoksa yapamazsın. Ticaretinde ne kadar iyi imkânların olursa olsun, ilişki kurma becerin yoksa müşterin sürekli olmayacaktır. Evlenirken her şeyimizin dört dörtlük olması evliliğimizin iyi olacağı anlamına gelmez. Bebek beklerken tamamlanan listeler bizi iyi ebeveyn yapmaz. İnsanın dışarıdan bir şeylere sahip olmaya değil, k endi becerilerini artırmaya ihtiyacı vardır... *** İnsanoğlu var olduğundan bu yana amacı hiç değişmemiştir. Mutlu başarılı olmak ve iyi ilişkiler kurmak.  Deneyimsel Tasarım Öğretisi  de insanın amacını amaç edinmiştir.  "Kim Kimdir" ,  "İlişkilerde Ustalık" ...

Neredesin Mutluluk?

Neredesin Mutluluk? Mutluluk neydi ki... İçinde kelebeklerin uçuşması mı? Ayaklarının yerden kesilmesi mi? Baktığın her şeyde güzellikler görüp ruhunun huzurla dolması mı? Semiha çocukluğundan beri bu kavram üzerinde düşünürdü. Annesiyle yaptığı sohbetlerin en sevdiği konusuydu. Annesine hep çocukluğunu, gençliğini, nelerin onu mutlu ettiğini sorar, masal dinler gibi dinlerdi. Bazen şaşkınlıkla, bazen merakla ama çoğu zaman keyifle… Misafire çayın yanında kaymaklı tatlı ikram edebilmek mutluluktu mesela. Her pazar akşamı başka bir komşuda toplanıp sohbet etmek… Oyunlar oynamak... Annesi büyüklerin oynadığı oyunları özlemle anlatırdı.  Semiha’nın aklı almazdı kocaman kadınların, yetişkin erkeklerin oyun oynamasını. Annesi ise “Ne çok eğlenirdik…” diyerek hatırlardı. O eski fotoğraflara bakarken dikkatini evlerde çok az eşya olması çekerdi hep. “ O zamanlar sadece ihtiyacımız olan eşyaları alır, evin süslemesini bile yine kullandığımız eşyalarla yapardık canım kızım. ’’ demişti annes...

Yeter Artık

Yeter Artık Güneş, turuncu ve pembenin en güzel tonlarıyla yavaş yavaş batıyordu. Aytaç ailesi, akşam yemeğine davetlilerdi. Yola çıkacakları saat geçmesine rağmen küçük oğulları Emrah’ı ikna edemiyorlardı. Elindeki tableti bırakmamak için yine çığlık çığlığa ağlamıştı. Aile çaresizce artık bir uzvu haline gelen tableti elindeyken üzerini giydirmeye çalıştı, bir yandan da sakinleşmesi için uğraştılar. Sonunda üzerini giydirmeyi başardılar ama epeyce geç kalmışlardı. Yaklaşık bir saatlik çaba sonunda arabaya binebilmişlerdi. Emrah arka koltuğa yerleşir yerleşmez tabletine yeniden gömülmüştü. Annesi, dikiz aynasından Emrah’a bakınca gözündeki yaşın kuramadığını fark etti.  O an bebekliği geldi aklına. Ateşlenmesi, gazı nedeniyle ağlamaları ama bu ağlaması onlar gibi değildi. Annenin içine bir acı oturdu, tam geçmişe dalmıştı ki eşinin ‘’geldiiiik!’’ demesiyle irkildi. Geç de olsa gidecekleri yere ulaşmışlardı. Her zamanki gibi Emrah tabletine öyle dalmıştı ki babasının; ‘’Hadi geldik...