Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Hedef etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yaş Almak mı Yaşlanmak mı?

Yaş Almak mı Yaşlanmak mı? Herkesin çocukluğunda iz bırakan anıları vardır, gönlüne, çocukluğuna, olgunluğuna, kişiliğine dokunan… İşte benim anılarım da “Büyük evi” dediğimiz anneannem ve dedemin yaşadığı eve dayanır.  Düzayak, önü verandalı ama öyle veranda dediysem Amerikan filmlerindeki gibi değil bildiğimiz Anadolu usulü. Tavandan sarkan iplere kurutulmak için kırmızı biberlerin, patlıcanların dizildiği, oturmak için fındık çuvallarının kullanıldığı, masa olarak domates kasasının kullanıldığı, zeytinyağı tenekelerine süs bitkilerinin dikilerek sıra sıra dizildiği bir veranda… Hiç israf yok, her şeyin kendi amacı dışında başka bir amaçla kullanılması için ant içilmiş gibi… Yan bahçede asma yaprakları, maydanoz, lahana, kinzi, hemen elini atıp alıyorsun, hop kuzine de pişen yemeğin içine… Sobanın üstünde, asimetrik yerleştirilmiş yan yana dizilmiş tencereler, çay demlenirken bir yandan da içinde de mısır ekmeği pişiyor... Bununla da kalır mı? Öte yandan ısınıyoruz.  Şimdil...

Arkadaşımsız Olmaz

Arkadaşımsız Olmaz  Bazen bireysel olmak süreklilik getirir… Nazlı yeni aldığı elbiseyle aynadaki yansımasına bakarken, “Bu sefer kararlıyım, başlıyorum yürüyüş e, bu sefer bırakmayacağım, vermeliyim bu kilo ları” diye tekrarladı içinden.  Tek başına yapamazdı. Birilerini de kandırmam lazım diye düşündü. Aysel de uzun zamandan beri başlamak istiyordu diye düşündü telefonun tuşlarına basarken.  Dört beş kere çalan telefonu nefes nefese açan Aysel’in hatırını bile sormadan, “Evvettttt Aysel bak ne yapıyoruz? Pazartesi yürüyüşe başlıyoruz! Haydi, bunu başaracağız.“ En canlı, en enerjik sesiyle ikna etmeye çalışıyordu onu. Hoşça kal derken elleriyle zafer işareti yaptı. Ve gene başarmıştı. Zaten en iyi yaptığı şeydi insanları motive etmek .  Pazartesiye üç gün vardı… Yanlarına ekleyecekleri fazladan birkaç kişiyle daha güçlü olacaklarını düşündü. Füsun’un da yürüyüş yapmayı istediğini hatırladı. İş yoğunluğu çok diye geçirdi içinden. Ama yine de şansını denemeye karar ve...

Tohumdan Ağaca

Tohumdan Ağaca... İnsan yaptı mı büyük yapmak ister. Bir işe girerken büyük girmeyi, adım atarken büyük bir adım atmayı, hayatında birden büyük değişiklik yapmayı ister. Diyet yaparken, spor yaparken, hedefi büyük olmazsa tatmin olmayacak zanneder ve küçük adımları önemsemez. Çocuğundaki küçük değişikliği, işindeki küçük kayıpları, gözüne görünmeyen küçük harcamaları... Oysa büyük zararlara giden yol küçükten başladığı gibi, büyük kazanımlar da küçükten başlar. İnsan küçük hamlelerle ilerlediğinde uzun mesafeler kat eder. Dallanmış, budaklanmış, meyveleri taşan her ağaç önce bir çekirdek büyüklüğündeyken buluşmuştu toprakla... Keşke başarılı ve mutlu olmanın yolunun küçük bir adımla, basit olana disipline olmakla başlayacağını bilseydik... *** İnsanoğlu var olduğundan bu yana amacı hiç değişmemiştir. Mutlu başarılı olmak ve iyi ilişkiler kurmak.  Deneyimsel Tasarım Öğretisi  de insanın amacını amaç edinmiştir.  "Kim Kimdir" ,  "İlişkilerde Ustalık"  ve  "B...

Albeni

Albeni Kendini mutsuz hissettiği zamanlarda sığındığı yerdeydi… Denizi yüksekten gören, yemyeşil ağaçlarla çevrilmiş, ana kucağı gibi bir yerdi sığınağı. Bugün iş arkadaşının düğün davetiyesini almıştı. Hem sevinmiş hem herkesin teker teker evlenme haberlerini aldıkça yalnızlığını hatırlamıştı. Üniversiteyi bitir, iyi bir işe gir, mesleğinde yüksel, biraz birikim yap derken kırklı yaşlarının ortalarına gelmişti Aysel.  Evliliği sürekli ertelemişti ama arkadaşının dediği gibi erteleye erteleye büyük bir problem haline gelmişti.   Evlilik onu hem korkutuyor hem de içten içe heyecanlandırıyordu.  Korkuyordu çünkü bu yaşa kadar kendine göre bir düzen oluşturmuştu. Yaşam şekli kemikleşmişti artık. Başka birisi ile ortak bir yaşam kurabilir miydi, bilemiyordu.   Ergenlik zamanlarında hayalleri, gerçekleştirmek istediği hedefleri vardı. Neredeyse hepsine ulaşmıştı. Keşke o zamanlar " Evli, mutlu, çocuklu olmak” da hedeflerimde olsaydı diye düşünüp kendi kendine ...

Başrolde Kimler Var?

Başrolde Kimler Var? Okunacak yazılı kağıtlarına pencereden ince ince sızan sabah güneşi vurmuştu.  Kayısı ağaçlarının minik çiçekleri yeni doğmuş bebekleri anımsatıyordu.  Güvercinler ilk ışıkla beraber yuvalarından çıkmış, yiyecek arıyorlardı. Artık kış bitiyor bahar kendini hissettiriyordu.  Tüm bu sahne görebilenler içindi…  Oysa İrem, tam sahnenin içinde olup geceden beri içi içini yerken etrafını hiç göremiyordu.  Şu an yaşadığı duygular sis bulutu gibi etrafını sarmıştı.   İrem dakikalardır yazılı kağıdı okuyor ama sanki kendi zihninde dönen soruların cevaplarını arıyordu…  Bu kadar meselesi yetmiyormuş gibi stajyerinin hastalığı da bu zamana denk gelmişti.  Teslim edilmesi gereken notlar vardı ve bugün son gündü.  Yazılı kağıdı okuyamayalı uzun zaman olmuştu.  Çocukların yazıları da ne kadar bozulmuştu…  Bir taraftan en çalışkan çocukların soruları nasıl yapamadığını anlamaya çalışırken; bir taraftan geceden beri içini ...

Gözümde Dağ Gibi

Gözümde Dağ Gibi "Bu sefer spora başlayacağım, hem de haftada 5 gün gideceğim!" cümlesiyle yine baş başaydı Müge. Kaçıncı " bu sefer " deyişiydi hatırlamıyordu bile...  Ona bu kararı aldıran şey, her seferinde nefes nefese bırakan merdivenlerdi. "Sadece iki kat merdiven çıktım, yaşımın iki katı insanlar kadar yoruldum." diye söylene söylene girdi evine. Her zaman olduğu gibi, nefesi normale dönünce spora başlamayı erteleyecekti. "Evden çalışmak beni hareketsiz yaptı." diye işini bahane etse de hareket edecek çok fırsatı olduğunu biliyordu. İş arkadaşı Büşra da evden çalışıyordu ama gayet formdaydı. Ne yaptığını sorduğunda ise sabahları 3 dakika esneme hareketleri ve akşamları 15 dakika yürüyüş cevabını almıştı.  "Ben neden formda olamıyorum? Biraz hareket etsem hemen tıkanıyorum. Böyle devam edersem sağlığımdan da olacağım!" diyerek elindeki poşetleri yere bıraktı. Gözü buzdolabının üzerindeki yapılacak listesine ilişti. Uzunca bir lis...

Basite inmek mi, çıkmak mı?

Basite inmek mi, çıkmak mı? O gün de bir koşuşturmayla bitmişti. Hande masasını toparlayıp ofisten ayrılmak üzereydi. Buluşmayı düşününce heyecanlandı. Bu heyecanın sebebi buluşacağı kişi değil, duyacakları olduğunu biliyordu. Hukuk bürosunda çalışmaya yeni başlamıştı. İşleri çok yoğundu. İncelemesi gereken dava ve dosyalar bir türlü azalmıyordu. Başını kaşıyacak zamanı olmuyordu bazı günler. Bugün ofise yemek ısmarlamak yerine karşıda yeni açılan sandviç dükkanına gitmeye karar verdi. Biraz nefes almak, biraz da işlerden uzaklaşmak istemişti.  Dükkân; ufak, sade ama çok şirin bir yerdi. Sandviçleri ekşi mayalı ekmekten, içindekiler ise organik üretimdi. Tam Hande’nin sevdiği gibi…  Sahibi oldukça sevimli, hoş sohbet bir bayandı. Hande ne kadar mantıklı, tutarlı konuşuyor diye düşündü içinden. Konu tam " Hayattaki başarı " üzerine gelmişti ama Hande ofise dönmek zorundaydı. Telefonunu aldı dükkân sahibi Selin hanımın. Akşam sekizden sonra buluşup bu güzel sohbete devam etmek ...

Hiç Düşünmez Misin?

Hiç Düşünmez Misin? Doğa...  Tek bir kelime ama içeresinde ne kadar çok şeyi barındırıyor. Kapsıyor... Ağaçları, çiçekleri, hayvanları, insanları. Ve her birinde nice işaret, nice ibret barındırıyor… Ağaçlar mesela... Şimdilerde pek çok ağacın dalı kupkuru bir odun parçası.  O odun parçası ilkbaharda çiçek açacak, Ardından meyvesini verecek,  Ve biz o meyveleri toplayıp yiyeceğiz... Kimin aklına gelirdi ki o kuru daldan böylesine güzel görünen çiçeklerin açacağı? Üstelik mis gibi de kokan… Kimin aklına gelirdi ki o kuru daldan böylesine lezzetli meyvelerin çıkacağı? O kuru odundan... Şaşılacak şey doğrusu. Şaşırmak için sadece birazcık düşünmeye gerek var.  Peki sen hala düşünmeyecek misin ey insanoğlu? Tamam bu seni etkilemedi belki… Peki elma ağacının hep elma vermesine ne diyeceksin? Ya da bahçendeki o kayısı ağacından hep kayısı çıkmasına, Ya da o kayısı ağacının yapraklarının hep aynı biçimde yaprak vermesine ne diyeceksin? Bunlar, üzerine düşünülüp şaşılacak şe...

Herkesin Yöneldiği Bir Yön Vardır

Herkesin Yöneldiği Bir Yön Vardır Otogarda hızlı hızlı otobüsünün kalkacağı perona doğru yürüyordu. Bayram dönüşü olduğundan etraf epey kalabalıktı. Etraftan çığırtkanların sesleri yükseliyordu; "İstanbul! Tekirdağ! Edirne!" "Yüzümüzden mi anlıyorlar nereye gittiğimizi anlamıyorum ki." diye düşündü. Yine son dakika bilet almıştı. Bir yandan peron numarasını arıyor bir yandan valizlerini taşımaya çalışıyordu. İyi ki bu sefer erken gelmişti de acele etmesine gerek kalmamıştı. Onunla aynı yöne doğru yürüyenler vardı. Aynı yöne yürüdüğü kişileri otogarın girişinde de görmüştü. Bazılarıyla başka peronda yolları ayrılmıştı, bazılarıyla hala devam ediyordu. Kendi otobüsünün kalktığı perona geldiğinde, girişte gördüğü kişilerden sadece iki kişi onunla aynı araca binmişti. "İnsan Edirne’ye giderken, Edirne’ye gidenlerle karşılaşıyor." diye düşündü. Bu zamana kadar o kadar yolculuk yapmıştı ama nedense bunu ilk defa düşünmüştü... Üniversite yıllarında sigaraya baş...