Ana içeriğe atla

Arkadaşımsız Olmaz

Arkadaşımsız Olmaz 

Bazen bireysel olmak süreklilik getirir…

Nazlı yeni aldığı elbiseyle aynadaki yansımasına bakarken, “Bu sefer kararlıyım, başlıyorum yürüyüşe, bu sefer bırakmayacağım, vermeliyim bu kiloları” diye tekrarladı içinden. 

Tek başına yapamazdı. Birilerini de kandırmam lazım diye düşündü. Aysel de uzun zamandan beri başlamak istiyordu diye düşündü telefonun tuşlarına basarken. 

Dört beş kere çalan telefonu nefes nefese açan Aysel’in hatırını bile sormadan, “Evvettttt Aysel bak ne yapıyoruz? Pazartesi yürüyüşe başlıyoruz! Haydi, bunu başaracağız.“ En canlı, en enerjik sesiyle ikna etmeye çalışıyordu onu. Hoşça kal derken elleriyle zafer işareti yaptı. Ve gene başarmıştı. Zaten en iyi yaptığı şeydi insanları motive etmek

Pazartesiye üç gün vardı…

Yanlarına ekleyecekleri fazladan birkaç kişiyle daha güçlü olacaklarını düşündü. Füsun’un da yürüyüş yapmayı istediğini hatırladı. İş yoğunluğu çok diye geçirdi içinden. Ama yine de şansını denemeye karar verdi. 

Onu dinleyen Füsun da hemen ikna olmuş ve çok heveslenmişti. Bu sefer başaracaklarını düşünüp sosyal medyada ‘Haydi Kızlar’ diye bir grup kurdu Nazlı.

Hafta başına kadar her gün belirli saatlerde onları heveslendirecek mesajlar, fotoğraflar gönderdi. Ne yazık ki pazartesi sabah toplanacaklarına yakın Füsun’un acil toplantı haberi geldi. Çok morali bozulmuştu, sadece yarım saat süreceğini öğrenince şükretti. 

Arkadaşlarına düşkündü Nazlı. Ve hep beraber başlamaya niyet ettikleri yürüyüşe onsuz başlayamazdı. “İlk gün biraz geç çıktık ama olsun en azından başladık” diye düşündü. 

Aysel’in eşi işe giderken çocuklarını okula bırakıyordu. Ama sabah hasta olmuş ve işe gidememişti. Bu sebeple sabah servis işi Aysel’e kalmıştı. 

“Füsun için dün geç başladık, şimdi Aysel’i beklemezsek ayıp olur” diye düşündü. Gruba “Kızlar bugün de yürüyüşe 9.30 da çıkalım.” diye yazdı. Kendince adaletli olmuştu.

Geç çıktıkları halde yürüyüş çok keyifliydi. Bir yandan sahilde ağaçlara bakıp bir yandan da insanları izliyorlardı. Yürürken muhabbet edip etrafı seyretmeleri çok güzeldi. 

Zar zor hedeflerini tamamladıktan sonra bu ödülsüz olmaz diyerek, kahve keyfi yapıp eve döndüler. 

O keyiften ne kadar yürüdüklerini fark edemediklerinden çok yorulmuş olduklarını sabah anladılar. 

İlk olarak Füsun, “Bugün ben gelemeyeceğim kızlar çok yorulmuşum.“ dedi. Aysel de kıvırmak için yol yapıyordu. 

Nazlı’yı da vazgeçirmeye çalıştı Aysel. Ama Nazlı “Haydi bırakmak yok, biz seninle yürüyeceğiz” diyerek döndü Aysel’e. 

Sadece üçüncü gün olmasına rağmen çabuk vazgeçmişlerdi. 

Nazlı bile en ikna olandı, en isteyeni olmasına rağmen o bile zorlanıyordu.  Dördüncü gün Aysel’in çocuk da hastalandı. 

Nazlı tek başına kaldı. Ama tek başına bir şey yapmaktan hiç hoşlanmıyordu. Onun da isteği gitmişti. Artık hiçbir isteği kalmamıştı.

Hep imrenirdi tek başına sahilde yürüyüş yapanlara. Hatta bundan beş ay önce yine niyet edip başlamıştı apartmandaki arkadaşlarıyla yürüyüşe. O da uzun sürmemişti ancak bir hafta yürüyebilmişlerdi. 

Sahilde yürürken hep aynı kişileri görüyordu. 

“Nasıl oluyor da insanlar bu kadar uzun süre devam edebiliyorlar yürüyüşe ve de tek başlarına, arkadaşsız. ”diye geçirdi aklından. 

Kilo verme planlarını gerçekleştirmek için yürümeliydi. Ve tek başına olmazdı. Başka birilerini bulmalıydı, telefon rehberine baktı Gülden’i gördü rehberde. O sürekli yürüyüş yapardı. Ve tek başına yürürdü. Ama fazla samimiyetleri yoktu. “Acaba arasam benimle yürür mü?” diye aklından geçirdi. Olsa olsa onla olur diye düşünürken arama tuşuna bastı. Direk konuya girmemek için önce kahve içmeye davet etti Gülden’i Nazlı.  

Bu işin sırrını ondan öğrenmeliydi. Bir insan başladığı bir işi sürekli hale nasıl getirirdi? Gülden, okulda da öyleydi. Spor kulübüne üniversite bitene kadar devam etmişti. Kendisinin de herkesten önce kayıt olup, peşinde onlarca kişiyi getirmiş olmasına rağmen üç ay sonra devam edemediğini hatırladı. “Hayatım boyunca neye başladıysam böyle oldu. Ben hep bir şeylere başlayıp bırakırdım.” diye aklından geçirdi. 

Buluştukları gün kafasına takılan tüm soruların cevabını almıştı Gülden’den. O gün uzun uzun konuşmuşlardı. Ve hatasını anlamıştı. Aslında başlangıçları yanlışmış. 

Anlam veremediği tek başınalık aslında probleminin cevabıymış. Aslında motivasyonunu bozan hep arkadaşları olmuş. 

İnsan yeni bir şeye başlarken bireysel başlaması gerekirmiş.

Aslında yürüyüşlere ilk başladığında da hep bu bireyselliğe şahit olmuştu. Sahilde de tek başına yürüyenleri gördüğünde. 

Gülden de aynı şeyi söylemişti; tek başına başlamalısın. Sen başla, bazen yürümek isteyenler yanına gelirler demişti.

Çünkü insan başkalarıyla başladığında birinin bir problemi olsa gruba etkisi olur ve bir süre sonra da diğerleri gibi bırakabilir.

Nazlı’ya da hep böyle olmuştu. En büyük korkusu tek başınalıktı. Ama bu gerçekleri öğrenmek onun korkusunu yenmesini sağlamıştı... 

***

İnsanoğlu var olduğundan bu yana amacı hiç değişmemiştir. Mutlu başarılı olmak ve iyi ilişkiler kurmak. 

Deneyimsel Tasarım Öğretisi de insanın amacını amaç edinmiştir. "Kim Kimdir""İlişkilerde Ustalık" ve "Başarı Psikolojisi" programlarında sunduğu stratejilerle insanların dününden daha başarılı, daha mutlu ve daha marifetli olmalarına destek olur. 

"Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen biri vardır."

*** 

Yorumlar

Moni dedi ki…
Aynı ben 😅

Umarım bu yazınızdan sonra tek başıma motive olabilirim🙌🏻
Ayşe N. dedi ki…
İnsan yeni bir şeye başlarken bireysel başlaması gerekirmiş... Ne kadar doğru, teşekkürler:)
Adsız dedi ki…
Hayırda bir üretime yalnız başla sonra aynı yolda olanlarla birleş çok doğru bir yöntem. İnsan başlarken o acıyı başkalarıyla paylaşarak azaltmak istiyor ama sonra hep acı çekiyor oysa.
Adsız dedi ki…
Motivasyonumu sağlayacak olan yürüyeşe gelen arkadaşlarım değil de kendim olmalıyım demek ki. Kimse olmasa da ben kendim yürümekten keyif alabilir olduğumda devamını getirebilirim. Çok ihtiyaç gören bir yazı olmuş. Teşekkür ederiz🌸
Gökçen K dedi ki…
İnsan yeni bir şeye başlarken bireysel başlaması gerekirmiş. Ne kadar doğru...
Adsız dedi ki…
İnsan bir işe başlarken bireysel başlamalı… 🌸
Emel dedi ki…
Büyük başarılar, büyük emek ister. Sürecin başında disiplinli olabilmek çok önemli.
Adsız dedi ki…
Yürürken bile keyif almak istiyoruz kaç acıdan kaç kaçç:))
İlknur M dedi ki…
Ne kadar tanıdık öyküler :) çoğu kişinin gözden kaçırdığı bir nokta.Ne güzel ihtiyaç karşılayan bir yazı. Teşekkürler.
Adsız dedi ki…
Yarım kalmış birçok işimizin sebeplerini anlamamıza yardımcı oldu bu yazı..
Ö. dedi ki…
Çok net bir şekilde şahidim ki, bireysel başladığında ALLAH karşına o yolda olan birilerini çıkarıyor. Biri gitse bile biri geliyor... :)
Adsız dedi ki…
Bir insan gerçekten bir işi nasıl sürekli hale getirebilir?En zorlanılan kısım ve güzel bir dikkat çekiş elinize sağlık🙏🏻😊
Şeyda inan dedi ki…
Tek başına motive olmak bir sağ lob için baya zor . Her zorun kolaylığı olur elbet :)))
Öznur dedi ki…
Yazıda o kadar kendimi gördüm ki yaşadım o anları sanki, birilerine bağlı olmamak, o baştaki zorluğu kendi mücadelenle atlatmaya çalışmak... Ellerinize sağlık...
Adsız dedi ki…
Hayırda bir işe, üretime yalnız başlamak ve hatta bunu dillendirmeden, duyurmadan başlamak sürekliliği sağlıyor. Sonrası mı? Zaten ondan sonra illa birileri olsa da yürüsem düşüncesi kalmıyor. Çok aydınlatıcı bir yazı olmuş.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Haftada İki Saat Spor İşe Yarar Mı?

Haftada İki Saat Spor İşe Yarar Mı? “ Egzersiz hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye bir soru sorsak, sizce cevaplar nasıl olurdu? Çoğunluk, egzersizin faydalarından bahseder, yapılması gerektiğini savunur. Yani “Neden yapmalıyız?” diye sorduğumuzda, çoğu kişi bunun iyi bir şey olduğunda hemfikirdir. Ama işin aslına bakarsak, bu söylemler çoğunlukla teoride kalır. Egzersizle gerçekten ilgilenenlerin sayısı oldukça azdır. Bu kadar iyi bir şeyse yaşam rutinimizde egzersize pay ayırmıyor olmamız garip değil mi? Alışveriş, yemek, eğlence gibi, sonunda keyif alacağımız bir şey söz konusu olduğunda, zaman ayırmakta zorlanmayız. Yol gitmek, efor sarf etmek gözümüze batmaz. Ama konu sağlığımız için harekete geçmek olunca, aynı hevesi gösteriyor muyuz? "Zamanım yok... Çok yoğunum... Yorgun hissediyorum... Bütçem yok... Yürüyecek yer yok... Düzgün salon yok... Hem zaten haftada iki saat egzersiz ne işe yarar ki?" Yapmak istemediğimiz bir şey için bahane üretmek hiç zor değil.  Uyku saatler...

Erteleme Şimdi Yap

Erteleme Şimdi Yap Gün çoktan aydınlanmış ortalık hareketlenmişti. Kuşlar sabah konserlerini vermeye başlamışlardı. Görünmüyorlardı ama koro halinde ötüşüyorlardı. “Yine geciktim” diye söylendi Gonca “şu alarmı ertelemesem olmaz mı acaba?” “Azıcık daha uyusam” diye alarmı erteler sonra da apar topar kalkardı.  Yetişebileceğim işleri yetiştiremiyorum. Ne zaman şöyle bir "oh be yetiştim" diyeceğim acaba? "Yine geldiler beni bekliyorlar. Neden bekleten taraftayım?"  diye söylendi, alelacele çıktı evden. Bu günlerde bunları düşünürken buluyordu kendini. Öyle böyle servise yetişti, bazen kaçırdığı da oluyordu.  Ertele-me... Bu defa beş dakika daha erken geldi. İşleri dünden bugüne sarkmıştı, önceki günden de düne sarkan işler vardı. Zaten iyice alışmıştı geciktirmeye ve her defasında sarkan işleri daha fazla oluyordu. Buna bir çözüm bulmalı, nasıl yapabilirim? Diye düşündü. “Bu işler iyice birikti yardım alsam da yine birikiyor.” Dedi kendi kendine. Gonca, neyi doğru yap...

Ben ve Kendim

Ben ve Kendim Sahilden geçen çocukların kahkahaları böldü dalıp gittiği yerden. Oysa ki biraz ferahlarım diye gelmişti her zaman geldiği bu sahile.  Hep aynı bankta oturur, aynı yerden simit alırdı. Bazen balıkları besler, bazen kuşları arada kendi ağzına birkaç lokma atardı. Zayıf bedenine bakan herkes onun çok da yemeğe düşkün olmadığı anlardı.  Evde hemen çıkınca boğazın o güzel manzarası belirirdi. Taş döşeli yokuşu inerken gördüğü manzaranın tadını çıkarırdı. Tüm arkadaşları; “Ya Buse ne şanslı kadınsın. Bu manzara insanın ömrüne değer diyorlardı.” Tabi hiç o yokuş çıkışını düşünmeden. Hayat gibi. Dalıp gitmesine sebep olan fotoğrafa bakıyordu şimdi. Hala o mutlu günlerden kalan fotoğrafı silememişti telefonun ekranından. Oysa ayrılalı neredeyse bir sene olacaktı. İş yerindeki arkadaşları "Öğrenemedin bir türlü. Adam seni boşadı gitti. Bir de evlendi sen hala resmini mi taşıyorsun.  Onca yıllık kocanı tanıyamamışsın işte." Neyi öğrenememişti Buse? Öğrenme nasıl olurd...