Ana içeriğe atla

Düş mü? Gerçek mi? Ödevini Kendi Yapan Çocuk...

Düş mü? Gerçek mi? Ödevini Kendi Yapan Çocuk...

Bir yaz dönemi daha göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Havalar serinleyince, göçmen kuşlar gibi insanlar da evlerinin yolunu tuttu. Beklenen o dönem gelmiş, yaklaşık 10 ay sürecek maraton başlamıştı. Okul Dönemi...

Okulların açılması veliler tarafından dört gözle beklenense de aslında ebeveynlere bir gül bahçesi vaad etmiyor. Zira, okulların başlaması ödev trafiğini de beraberinde getiriyor. 

Ödev

Her ne kadar bazı okullarda ek etüt saatleri gibi desteklerle bu yük hafifletilmeye çalışılsa da yeterli olmayabiliyor.

Çocuklarını iyi bir geleceğe hazırlamanın iyi bir eğitimden geçtiğini düşünen ebeveynler imkânlarını zorluyor.

Anne babalar bazen okul seçimiyle, bazen derslere destek olmak için türlü fedakârlıklarda bulunuyor. Öyle ki bazen bu destek amacını aşıp çocukların dersleri, anne babaların asli görevi haline getirebiliyor.

Sonu istenmeyen yere varan işler güzel niyetlerle başlar ancak yöntem yanlış olunca varılacak nokta da yanlış olur.

Çocuğunun özgüvenli yetişmesini amaçlayan ebeveynler yanılgıya düşebilirler. Çocukları öğretmen ve arkadaşlarına karşı mahcup olmasın diye fazla korumacı davranabilirler. Hatalı veya eksik yaptığı ödevlerinin onu zor duruma sokacağını düşünerek ödev ve ders çalışma konusunu kendi sorumlulukları haline getirebilirler. Bir süre sonra çocuğun biraz daha olgunlaşıp kendi başına halleder hale geleceğini düşünürler. Ancak o zaman bir türlü gelmez. 

İlginin kıvamı kaçıp hata yapması ve öğrenmesi için alan bırakılmayan çocuklarda kendi sorumluluğunu alma marifeti gelişmez.

İnsanın bir konu üzerinde emek verdikçe marifetlenir. Zaman zaman hatalar da olur. Anne babaların yaptığı hatasız ödevler çocuğu geliştirmez. Önemli olan kendi hatalarından da başkalarınınkinden de ders çıkarabilmek ve aynı hataları tekrar etmemektir. 

İnsan anne baba olunca hayata bakış açısı değişir; kendine bir şey olduğu takdirde çocuklarının yaşayacağı zorluklarla ilgili endişeye kapılır.

Yaşam süresi hiç kimsenin kontrol edebileceği bir parametre değildir. O halde, gerçekten çocuğunun geleceğini düşünen bir anne babanın yapacağı şey ne olmalıdır?

Biz kıyamasak da bizim ona destek olamayacağımız bir an mutlaka gelir. Önemli olan onu erkenden hayata hazırlamak, güçlü şekilde yetiştirmektir.

Çocuğuna kıyamayan ebeveyn onu anne babasına karşı nazı geçen değil, hayata karşı güçlü ve söz sahibi olacak bir birey olarak yetiştirir. Çocuğunu sanki her an hayatta tek başına kalabilirmiş gibi yetiştirmesi, evladı için yapabileceği en iyi iyiliktir.

Her anne baba çocuğunun kahramanı olmak ister. Bundan daha iyisiyse kendisi kahraman olan bir çocuk yetiştirmektir. Her zorlukta ana baba ocağına sığınan değil, kendi ayakları üzerinde durabilecek güçte bir çocuk yetiştirmektir asıl mesele…

Peki, bunun için nereden başlamak gerekir?

En basitten. Kendi sorumluluklarını almayı öğreterek. İlk olarak yatağını kendisi toplayarak veya dişini kendisi fırçalayarak. Çok basit olan bir işi kendisi üstlenerek. Anne baba için de sabırla ve merhametle bu basit görevi mutlaka yapıp yapmadığını denetleyerek ve yıkıcı eleştirilerde bulunmayarak, zaman zaman kıvamı kaçırmadan takdir ederek.

Çocuk için yatağını toplamakla başlayan bağımsızlığını kazanma süreci bir süre sonra ödevini kendisi yapması, çantasını kendi hazırlaması şeklinde artarak ilerleyen bir silsileye dönüşür.

Sorumluluğu kendisi aldığı için belki ödevinde hata olacak, belki kalem kutusunu evde unutacak ama bu yaşadıkları onu ilerleyen günlerde başkalarından destek bekleyen değil kendi tedbirini alan bir bireye dönüştürecek.

O unuttuğu kalemi için çözüm üretmeyi, insanlarla ilişki kurmayı öğrenecek.

Küçük bir sorumlulukla başlayan süreç büyük sorumluluklara varır. Çocuk büyüdüğünde güçlü ve marifetli olur…


Yorumlar

Adsız dedi ki…
Kalemi unutup problem yaşadığında o problemin sahibi ve problem çözmesi gerekenin kendi olduğu gerçeğiyle yüzleşecek. Ne küçük bir detay ne büyük bir kazanım. Teşekkür ederiz 😊
Ö. dedi ki…
Benimde en etkilendiğim yer, bir önceki yorumdaki yer. Bir kalemi unutuş ne gibi marifetleri getirir beraberinde, eğer doğru tepki verilirse...
Ayşe N. dedi ki…
Çocuk yetiştirmenin sorumluluk verebilmekle iliskisi ne güzel anlatılmış teşekkürler...
Adsız dedi ki…
Aşırı koruyucu ebeveynlerin çocukları maalesef marifetsiz oluyor öyle olunca da güçsüz, zayıf, kendi ayakları üzerinde duramayan insanlar oluyor.
Nağme dedi ki…
Hepimiz çocuklarımızı iyi yetiştirmek, iyi bir yaşamları olmasını görmek istiyoruz ama maalesef hepimiz aynı isteğe kavuşamıyoruz. İnsanın doğru sandığı yöntemde ısrar etmesi hep istemediği sonuçlarla karşılaşmasına sebep oluyor. İstediği sonuca ulaşmak için ne güzel bir yazı:)
Emel dedi ki…
Çocuk yetiştirme ile ilgili stratejiler çok güzel açıklanmış. Kaleminize sağlık...
Öznur dedi ki…
Özgüvenli olan çocuk kendi sorumluluklarını üzerine alan çocuktur. İnsanın özgüveni sahip olduğu marifetleri kadardır...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Haftada İki Saat Spor İşe Yarar Mı?

Haftada İki Saat Spor İşe Yarar Mı? “ Egzersiz hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye bir soru sorsak, sizce cevaplar nasıl olurdu? Çoğunluk, egzersizin faydalarından bahseder, yapılması gerektiğini savunur. Yani “Neden yapmalıyız?” diye sorduğumuzda, çoğu kişi bunun iyi bir şey olduğunda hemfikirdir. Ama işin aslına bakarsak, bu söylemler çoğunlukla teoride kalır. Egzersizle gerçekten ilgilenenlerin sayısı oldukça azdır. Bu kadar iyi bir şeyse yaşam rutinimizde egzersize pay ayırmıyor olmamız garip değil mi? Alışveriş, yemek, eğlence gibi, sonunda keyif alacağımız bir şey söz konusu olduğunda, zaman ayırmakta zorlanmayız. Yol gitmek, efor sarf etmek gözümüze batmaz. Ama konu sağlığımız için harekete geçmek olunca, aynı hevesi gösteriyor muyuz? "Zamanım yok... Çok yoğunum... Yorgun hissediyorum... Bütçem yok... Yürüyecek yer yok... Düzgün salon yok... Hem zaten haftada iki saat egzersiz ne işe yarar ki?" Yapmak istemediğimiz bir şey için bahane üretmek hiç zor değil.  Uyku saatler...

Erteleme Şimdi Yap

Erteleme Şimdi Yap Gün çoktan aydınlanmış ortalık hareketlenmişti. Kuşlar sabah konserlerini vermeye başlamışlardı. Görünmüyorlardı ama koro halinde ötüşüyorlardı. “Yine geciktim” diye söylendi Gonca “şu alarmı ertelemesem olmaz mı acaba?” “Azıcık daha uyusam” diye alarmı erteler sonra da apar topar kalkardı.  Yetişebileceğim işleri yetiştiremiyorum. Ne zaman şöyle bir "oh be yetiştim" diyeceğim acaba? "Yine geldiler beni bekliyorlar. Neden bekleten taraftayım?"  diye söylendi, alelacele çıktı evden. Bu günlerde bunları düşünürken buluyordu kendini. Öyle böyle servise yetişti, bazen kaçırdığı da oluyordu.  Ertele-me... Bu defa beş dakika daha erken geldi. İşleri dünden bugüne sarkmıştı, önceki günden de düne sarkan işler vardı. Zaten iyice alışmıştı geciktirmeye ve her defasında sarkan işleri daha fazla oluyordu. Buna bir çözüm bulmalı, nasıl yapabilirim? Diye düşündü. “Bu işler iyice birikti yardım alsam da yine birikiyor.” Dedi kendi kendine. Gonca, neyi doğru yap...

Ben ve Kendim

Ben ve Kendim Sahilden geçen çocukların kahkahaları böldü dalıp gittiği yerden. Oysa ki biraz ferahlarım diye gelmişti her zaman geldiği bu sahile.  Hep aynı bankta oturur, aynı yerden simit alırdı. Bazen balıkları besler, bazen kuşları arada kendi ağzına birkaç lokma atardı. Zayıf bedenine bakan herkes onun çok da yemeğe düşkün olmadığı anlardı.  Evde hemen çıkınca boğazın o güzel manzarası belirirdi. Taş döşeli yokuşu inerken gördüğü manzaranın tadını çıkarırdı. Tüm arkadaşları; “Ya Buse ne şanslı kadınsın. Bu manzara insanın ömrüne değer diyorlardı.” Tabi hiç o yokuş çıkışını düşünmeden. Hayat gibi. Dalıp gitmesine sebep olan fotoğrafa bakıyordu şimdi. Hala o mutlu günlerden kalan fotoğrafı silememişti telefonun ekranından. Oysa ayrılalı neredeyse bir sene olacaktı. İş yerindeki arkadaşları "Öğrenemedin bir türlü. Adam seni boşadı gitti. Bir de evlendi sen hala resmini mi taşıyorsun.  Onca yıllık kocanı tanıyamamışsın işte." Neyi öğrenememişti Buse? Öğrenme nasıl olurd...