Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sorumluluk etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Düş mü? Gerçek mi? Ödevini Kendi Yapan Çocuk...

Düş mü? Gerçek mi? Ödevini Kendi Yapan Çocuk... Bir yaz dönemi daha göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Havalar serinleyince, göçmen kuşlar gibi insanlar da evlerinin yolunu tuttu. Beklenen o dönem gelmiş, yaklaşık 10 ay sürecek maraton başlamıştı. Okul Dönemi ... Okulların açılması veliler tarafından dört gözle beklenense de aslında ebeveynlere bir gül bahçesi vaad etmiyor. Zira, okulların başlaması ödev trafiğini de beraberinde getiriyor.  Her ne kadar bazı okullarda ek etüt saatleri gibi desteklerle bu yük hafifletilmeye çalışılsa da yeterli olmayabiliyor. Çocuklarını iyi bir geleceğe hazırlamanın iyi bir eğitimden geçtiğini düşünen ebeveynler imkânlarını zorluyor. Anne babalar bazen okul seçimiyle, bazen derslere destek olmak için türlü fedakârlıklarda bulunuyor. Öyle ki bazen bu destek amacını aşıp çocukların dersleri, anne babaların asli görevi haline getirebiliyor. Sonu istenmeyen yere varan işler güzel niyetlerle başlar ancak yöntem yanlış olunca varılacak nokta da yanlış o...

Liderlik

Liderlik Sabah omuzlarında büyük bir yükle uyandı Hakan…  Sorumlulukları olmasa telefonunu da bir köşeye atıp kimsenin olmadığı bir yerde günlerce kalmak isterdi.  Hep hayalini kurduğu yönetici koltuğu onu daha mutlu biri yapmamıştı. Oysa üniversite yıllarından beri kendisini bu pozisyon için hazırlamıştı.  Liderlik , yönetim ve organizasyon, etkili iletişim, etkili konuşma konulu onlarca seminere katılmış, bununla ilgili kitaplar okumuş, büyük bir ekibi hatta şirketi yönettiğini hayal etmişti hep. Şimdi ise işin en kilit noktasında olan üç çalışanı işten ayrılıyordu. Çok iyi bir yönetici olduğunu düşünürdü, nerede hata yapmıştı?  Çalışanların mesai saatlerine uyumunu çok sorun etmez, izin istediklerinde zorluk çıkarmaz, fikirlere önem verir, üzerlerinde baskı oluşturup performanslarının düşmesini istemezdi. Çalışanlar açısından ise durum çok farklıydı… 20 kişilik ekibin 14'ü hayalet çalışan gibiydi. Ekstra sorumluluk  almayan, yeni projelerde yer almak istemeye...

Sorumlu Çocuk Mu, Sorunlu Çocuk Mu?

Sorumlu Çocuk Mu, Sorunlu Çocuk Mu? Yaşadıkları şehri değiştirirken en çok zorlandığı konu çocukların gidecekleri yeni okulun seçimi olmuştu. Hiç bilmedikleri bir şehirde, hiç tanımadıkları öğretmenler ve çocuklarla neredeyse tüm günlerini geçirecekti çocukları. "Çocukların hepsi birer pırlantadır ve çok değerli pırlantaların işin ehli tarafından işlenmesi gerekir, yoksa heba olur gider." diye düşünmekte çok haklıydı. Etrafında çocuklarını mutlu etmek uğruna onların her istediğini yapan, somut imkânlar sunarak hiçbir marifet geliştirmelerine izin vermeyen çok anne-baba vardı.  Bu kıymetli pırlantalar kendi değerlerini bulamayacaklar diye üzülüyordu. Okulda ilk günün heyecanı herkesi sarmıştı. Nasıl bırakacaktı çocuklarını? Kimseyi tanımıyordu. Öncesinde gözlemleme fırsatı bile olmamıştı. Nasıl bir okuldu, öğretmenler nasıldı? Eşinin bu kadar çok övmesi de kesin kendisini rahatlatmak içindi. İlk gün okulda beklemek gerekirse diye yeni tayin olduğu işyerine bile gerekli açıklam...

Başrolde Kimler Var?

Başrolde Kimler Var? Okunacak yazılı kağıtlarına pencereden ince ince sızan sabah güneşi vurmuştu.  Kayısı ağaçlarının minik çiçekleri yeni doğmuş bebekleri anımsatıyordu.  Güvercinler ilk ışıkla beraber yuvalarından çıkmış, yiyecek arıyorlardı. Artık kış bitiyor bahar kendini hissettiriyordu.  Tüm bu sahne görebilenler içindi…  Oysa İrem, tam sahnenin içinde olup geceden beri içi içini yerken etrafını hiç göremiyordu.  Şu an yaşadığı duygular sis bulutu gibi etrafını sarmıştı.   İrem dakikalardır yazılı kağıdı okuyor ama sanki kendi zihninde dönen soruların cevaplarını arıyordu…  Bu kadar meselesi yetmiyormuş gibi stajyerinin hastalığı da bu zamana denk gelmişti.  Teslim edilmesi gereken notlar vardı ve bugün son gündü.  Yazılı kağıdı okuyamayalı uzun zaman olmuştu.  Çocukların yazıları da ne kadar bozulmuştu…  Bir taraftan en çalışkan çocukların soruları nasıl yapamadığını anlamaya çalışırken; bir taraftan geceden beri içini ...

Yeter Artık

Yeter Artık Güneş, turuncu ve pembenin en güzel tonlarıyla yavaş yavaş batıyordu. Aytaç ailesi, akşam yemeğine davetlilerdi. Yola çıkacakları saat geçmesine rağmen küçük oğulları Emrah’ı ikna edemiyorlardı. Elindeki tableti bırakmamak için yine çığlık çığlığa ağlamıştı. Aile çaresizce artık bir uzvu haline gelen tableti elindeyken üzerini giydirmeye çalıştı, bir yandan da sakinleşmesi için uğraştılar. Sonunda üzerini giydirmeyi başardılar ama epeyce geç kalmışlardı. Yaklaşık bir saatlik çaba sonunda arabaya binebilmişlerdi. Emrah arka koltuğa yerleşir yerleşmez tabletine yeniden gömülmüştü. Annesi, dikiz aynasından Emrah’a bakınca gözündeki yaşın kuramadığını fark etti.  O an bebekliği geldi aklına. Ateşlenmesi, gazı nedeniyle ağlamaları ama bu ağlaması onlar gibi değildi. Annenin içine bir acı oturdu, tam geçmişe dalmıştı ki eşinin ‘’geldiiiik!’’ demesiyle irkildi. Geç de olsa gidecekleri yere ulaşmışlardı. Her zamanki gibi Emrah tabletine öyle dalmıştı ki babasının; ‘’Hadi geldik...