Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Albeni

Albeni Kendini mutsuz hissettiği zamanlarda sığındığı yerdeydi… Denizi yüksekten gören, yemyeşil ağaçlarla çevrilmiş, ana kucağı gibi bir yerdi sığınağı. Bugün iş arkadaşının düğün davetiyesini almıştı. Hem sevinmiş hem herkesin teker teker evlenme haberlerini aldıkça yalnızlığını hatırlamıştı. Üniversiteyi bitir, iyi bir işe gir, mesleğinde yüksel, biraz birikim yap derken kırklı yaşlarının ortalarına gelmişti Aysel.  Evliliği sürekli ertelemişti ama arkadaşının dediği gibi erteleye erteleye büyük bir problem haline gelmişti.   Evlilik onu hem korkutuyor hem de içten içe heyecanlandırıyordu.  Korkuyordu çünkü bu yaşa kadar kendine göre bir düzen oluşturmuştu. Yaşam şekli kemikleşmişti artık. Başka birisi ile ortak bir yaşam kurabilir miydi, bilemiyordu.   Ergenlik zamanlarında hayalleri, gerçekleştirmek istediği hedefleri vardı. Neredeyse hepsine ulaşmıştı. Keşke o zamanlar " Evli, mutlu, çocuklu olmak” da hedeflerimde olsaydı diye düşünüp kendi kendine ...

Liderlik

Liderlik Sabah omuzlarında büyük bir yükle uyandı Hakan…  Sorumlulukları olmasa telefonunu da bir köşeye atıp kimsenin olmadığı bir yerde günlerce kalmak isterdi.  Hep hayalini kurduğu yönetici koltuğu onu daha mutlu biri yapmamıştı. Oysa üniversite yıllarından beri kendisini bu pozisyon için hazırlamıştı.  Liderlik , yönetim ve organizasyon, etkili iletişim, etkili konuşma konulu onlarca seminere katılmış, bununla ilgili kitaplar okumuş, büyük bir ekibi hatta şirketi yönettiğini hayal etmişti hep. Şimdi ise işin en kilit noktasında olan üç çalışanı işten ayrılıyordu. Çok iyi bir yönetici olduğunu düşünürdü, nerede hata yapmıştı?  Çalışanların mesai saatlerine uyumunu çok sorun etmez, izin istediklerinde zorluk çıkarmaz, fikirlere önem verir, üzerlerinde baskı oluşturup performanslarının düşmesini istemezdi. Çalışanlar açısından ise durum çok farklıydı… 20 kişilik ekibin 14'ü hayalet çalışan gibiydi. Ekstra sorumluluk  almayan, yeni projelerde yer almak istemeye...

Çocuk İşçi

Çocuk İşçi Hava henüz yeni kararıyordu. Gökyüzünün kızıllığı mutfak penceresinden içeriye vurmuştu. Demlenen kahvesinden yayılan kokular günün yorgunluğunu alıyordu adeta.  İşten yeni gelmişti Ali.  Gelir gelmez ortalığı toparladı, bir şeyler atıştırdı.  Sonra oturdu mutfaktaki sandalyesine, aldı defterini eline. Eğitim notlarından biraz okumaya başladı. Bir yandan da kahvesini yudumluyordu.  Bir cümleye takıldı…  Derste duymuş, hatta notunu bile almıştı ama o an ilk kez duyuyormuş gibi hissetti.  Şöyle yazıyordu notta; " İnsanı çabalamak geliştirir, çalışmak kurtarır. " "Ne kadar doğru... Ne kadar gerçek..." dedi.  "Ah anneciğim, o zaman anlamazdık, zor gelirdi ama iyi ki diyoruz şimdi, iyi ki zamanında bizi çabalamamız, çalışmamız için zorladın."  Bir an kendi geçmişiyle konuşurken buldu kendini... Ali'nin annesiyle babası, her şeye kendi çabalarıyla sahip olmuştu. Genç yaşta çalışıp tuğla tuğla, emek emek inşa etmişlerdi oturdukları evi....

Tükenmişlik Sendromu

Tükenmişlik Sendromu ‘Tükenmişlik sendromu’ güncel yaşamın içinde sık sık duyduğumuz bir kavram oldu değil mi...  Peki neden kaynaklanıyor? İnsan neden tükenmiş hisseder? Ne zaman hiç bir şeye gücünün kalmadığını  düşünür? Tükenmişliğin tükettiklerimizle çok yakın bir ilişkisi var. İnsan tüketerek mutlu olacağını zanneder. Alışverişle, yeme içmeyle, gezmeyle, biraz daha alışverişle...  Ama bir bakar ki yanılmış.. Tükettikçe mutsuzluğu artmış. Burada bir sır var. Demek ki bilinenin aksine  insan tüketince mutlu olmuyor. Ürettikçe ışıldıyor. O yüzden şimdi ayağa kalkma ve bir işe koyulma  zamanı. Gerçek mutluluk arayanlara duyurulur! *** İnsanoğlu var olduğundan bu yana amacı hiç değişmemiştir. Mutlu başarılı olmak ve iyi ilişkiler kurmak.  Deneyimsel Tasarım Öğretisi  de insanın amacını amaç edinmiştir.  "Kim Kimdir" ,  "İlişkilerde Ustalık"  ve  "Başarı Psikolojisi"  programlarında sunduğu stratejilerle insanların dününden daha...

Sorumlu Çocuk Mu, Sorunlu Çocuk Mu?

Sorumlu Çocuk Mu, Sorunlu Çocuk Mu? Yaşadıkları şehri değiştirirken en çok zorlandığı konu çocukların gidecekleri yeni okulun seçimi olmuştu. Hiç bilmedikleri bir şehirde, hiç tanımadıkları öğretmenler ve çocuklarla neredeyse tüm günlerini geçirecekti çocukları. "Çocukların hepsi birer pırlantadır ve çok değerli pırlantaların işin ehli tarafından işlenmesi gerekir, yoksa heba olur gider." diye düşünmekte çok haklıydı. Etrafında çocuklarını mutlu etmek uğruna onların her istediğini yapan, somut imkânlar sunarak hiçbir marifet geliştirmelerine izin vermeyen çok anne-baba vardı.  Bu kıymetli pırlantalar kendi değerlerini bulamayacaklar diye üzülüyordu. Okulda ilk günün heyecanı herkesi sarmıştı. Nasıl bırakacaktı çocuklarını? Kimseyi tanımıyordu. Öncesinde gözlemleme fırsatı bile olmamıştı. Nasıl bir okuldu, öğretmenler nasıldı? Eşinin bu kadar çok övmesi de kesin kendisini rahatlatmak içindi. İlk gün okulda beklemek gerekirse diye yeni tayin olduğu işyerine bile gerekli açıklam...

Muhtaçlık

Muhtaçlık Anneme sevgilerimle… “Kimseye muhtaç olma kızım.” “Kimseden bir şey isteme de, bekleme de…” “Başkalarından bir şeyler talep eden biri olma…” Ah benim canım annem...  Bu cümlelerin dün gibi kulağımda. Ne zaman kendimde bir eksiklik hissetsem, söylemedim kimselere.  Tek başıma mücadele etmeye çalıştım her zorlukla. Hatırlıyor musun, bir sabah kalkmıştınız da beni evde göremeyip korkmuştunuz.  Bense hasta halimle sokaklarda bitiremediğim proje ödevim için açık dükkanlar arıyordum. Söyleyememiştim size, yardım isteyememiştim…  Çünkü sorunları tek başıma çözmek öğretilmişti bana.  Sadece o gün mü, ben hep yapmışım bunu… Hayatım boyunca güçlü olmaya, güçlü durmaya çalışmışım. Kimseden bir şey istemememle övünür olmuşum… Güçlü görünme çabamın beni kibirli bir insan yaptığını fark etmemişim bile… Kibrim kalbimin duvarlarında yuva yapmış, kendini gizlemiş. Oysa demiş olsalardı yüzüme karşı, kendime hiç konduramazdım bu kelimeyi. “Ben insanlara kötü davranmam ki...

Daha Fazlası

Daha Fazlası Hepsi onun olsun. En iyilerin en iyileri… Ne istiyorsa, daha, daha da fazlası… Annesi onu sevsin en çok, Babası en kocaman hediyeyi ona alsın. Anneannesi çöreğin en büyüğünü ayırsın. Öğretmeni daha çok takdir etsin yaptıklarını. Arkadaşları  gözünün içine baksın. Takım kaptanı o olsun, bütün golleri o atsın. Az yorulsun ama çok kazansın. Onun yavrusu en harikası olsun. En zeki, en marifetli, en aslan parçası… Torunu, eşi, sülalesi… Hepsinin en iyileri olsun ondan dolayı… Yaşadığı aşka masal kahramanları iç geçirsin, kıskansın… Her gün artsın tutkusu… Her yeni gün, hayran kalınacak yeni bir özelliği keşfedilsin. İlişkinin heyecanı hep artsın, hiç bitmesin… Peki, daha fazlası olunca daha mutlu olur mu insan? Bayramda ağzına attığın ilk baklava dilimi mi güzel, sonrakiler mi? Bir arabası varken bir mutluysa insan, 5 arabası olunca 15 mutlu olur mu? 8 çocuğu olan iki çocuğu olandan daha mı mutlu? Ağacı daha fazla sulayınca daha fazla büyüyor mu ki, İnsanın mutluluğu da bi...

Başrolde Kimler Var?

Başrolde Kimler Var? Okunacak yazılı kağıtlarına pencereden ince ince sızan sabah güneşi vurmuştu.  Kayısı ağaçlarının minik çiçekleri yeni doğmuş bebekleri anımsatıyordu.  Güvercinler ilk ışıkla beraber yuvalarından çıkmış, yiyecek arıyorlardı. Artık kış bitiyor bahar kendini hissettiriyordu.  Tüm bu sahne görebilenler içindi…  Oysa İrem, tam sahnenin içinde olup geceden beri içi içini yerken etrafını hiç göremiyordu.  Şu an yaşadığı duygular sis bulutu gibi etrafını sarmıştı.   İrem dakikalardır yazılı kağıdı okuyor ama sanki kendi zihninde dönen soruların cevaplarını arıyordu…  Bu kadar meselesi yetmiyormuş gibi stajyerinin hastalığı da bu zamana denk gelmişti.  Teslim edilmesi gereken notlar vardı ve bugün son gündü.  Yazılı kağıdı okuyamayalı uzun zaman olmuştu.  Çocukların yazıları da ne kadar bozulmuştu…  Bir taraftan en çalışkan çocukların soruları nasıl yapamadığını anlamaya çalışırken; bir taraftan geceden beri içini ...