Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yaş Almak mı Yaşlanmak mı?

Yaş Almak mı Yaşlanmak mı? Herkesin çocukluğunda iz bırakan anıları vardır, gönlüne, çocukluğuna, olgunluğuna, kişiliğine dokunan… İşte benim anılarım da “Büyük evi” dediğimiz anneannem ve dedemin yaşadığı eve dayanır.  Düzayak, önü verandalı ama öyle veranda dediysem Amerikan filmlerindeki gibi değil bildiğimiz Anadolu usulü. Tavandan sarkan iplere kurutulmak için kırmızı biberlerin, patlıcanların dizildiği, oturmak için fındık çuvallarının kullanıldığı, masa olarak domates kasasının kullanıldığı, zeytinyağı tenekelerine süs bitkilerinin dikilerek sıra sıra dizildiği bir veranda… Hiç israf yok, her şeyin kendi amacı dışında başka bir amaçla kullanılması için ant içilmiş gibi… Yan bahçede asma yaprakları, maydanoz, lahana, kinzi, hemen elini atıp alıyorsun, hop kuzine de pişen yemeğin içine… Sobanın üstünde, asimetrik yerleştirilmiş yan yana dizilmiş tencereler, çay demlenirken bir yandan da içinde de mısır ekmeği pişiyor... Bununla da kalır mı? Öte yandan ısınıyoruz.  Şimdil...

Bizim de Bir Sınırımız Var!

Bizim de Bir Sınırımız Var! Son zamanlarda kiminle konuşsam yoğunluk tan, işleri yetiştirememekten dert yanıyordu... İş yerinde üst üste gelen talepler… Evde bitmeyen işler… Arkadaş çevresinde bitmeyen organizasyonlar… Çocukların bitmeyen sorumlulukları… Bitmeyen kirli çamaşırlar… Evin bitmeyen eksiklikleri… Ama hemen biten yemekler… Hemen biten maaşlar… Hemen biten sabırlar… Hemen biten enerjiler… Hemen biten günler, aylar ve mevsimler… Her şey sınırlı yaratılmıştı. İki gözümüzün görebilme sınırı vardı. İki kulak, duyabilme sınırı ile verilmişti. Boyumuz, saçımız, tırnağımız sınırsız uzamıyordu. Şehirlerin sınırlar ı vardı. Ülkelerin, dağların, denizlerin… Kuşlar belli bir yüksekliğe kadar uçabiliyordu. Kuş uçmayı bildiği için sınırsız uçmayı denemiyordu sınırlarını bilip durabiliyordu. Bir ağaç büyümeyi biliyordu ama büyümesinin sınır ı vardı. Peki Ne Oluyordu Da Sınırlı Bedeni İle Sınırsız İşlere Talip Oluyordu İnsan? Kendisini bir kurtarıcı olarak mı görüyordu? Kendi eli değmezse o...

Limon, Karpuz ve Zeytin

Limon, Karpuz ve Zeytin Meyveler sanırım gıdaların en karmaşık olanları… Bu karmaşık yapılarına rağmen çok sade görünüyorlar. Oysa yüzlerce bileşiği doğru kıvam da içerdikleri için sağlıklı halimizi sürdürmemizde çok önemliler. Aynı zamanda bize keyif veren bu meyveler, hayatımızda Filistin ile ilişkilendirilince daha bir anlam kazandı. Yeryüzünün en verimli topraklarında güzel insanların yetiştirdiği lezzetler...  Yoğun kokulu, parlak renkli ve çekirdekli olmaları ortak noktaları. Çekirdekli olan yiyecekler, kendisindeki tüm yazılımı, kendilerini yeniden var edecek olan küçük yapılarına aktarırlar. Tıpkı hamile bir anne adayının beslenmesi, seyrettiği tüm görsellikler, sohbetini yaptığı konular seçtiği kelimeler, dokunduğu, hissettiği ve kokladığı tüm bilgileri bebeğine aktarması gibi…Hep daha iyiye giden bir deneyim transferi ... Bu çekirdek için güzel bir imkân demektir. Sahnesine de daha çok küçücükken öğrenerek başlıyor demektir. Genetiği bozulmuş yiyecekler ise her yıl tohum...

Kibir

Kibir İnsanın bu hayatta kendini çok başarılı ve mutlu hissettiği zamanlar vardır.  Çalıştığı işte zirveye ulaştığını düşündüğü zamanlar… Her şeyin istediği gibi hatta istediğinden daha mükemmel gittiği zamanlar; Terfi aldığı… Satış hedeflerini tutturup, hedeflerinin üzerine çıktığı… Yöneticisinden takdir aldığı… Alkışları topladığı… “Ben... Ben... Ben...” sözlerini dilinden düşürmediği, “Ben neymişim be abi…” dediği zamanlar. İnsan böyle zamanlarda neler başardığını düşünerek kendini çok değerli hisseder.  Ve bazı düşünceler geçiverir aklından: “Bu şirkette en önemli işi ben yapıyorum.”, “Benim sayemde şirket büyüyor.”, “Ben olmasam bu şirket batar.”, “En değerli kişi benim bu şirkette.” … O alkışlar, o övgüler insanın duygularını o kadar etkiler ki kendisini mükemmel görür. Bu başarılarda başkalarının payının olmadığını, her şeyi tek başına yaptığını düşünmeye başlar. Sonuçta kendini kendine yeterli görmeye başlar. Ve… Bu düşüncelerin sonucunda insanı çok büyük bir tuzak...

Varlığına Teşekkür Ederim

Varlığına Teşekkür Ederim İnsan canı sıkılır da kendi kendine kalmak ister, Kabuğuna çekilip kendini dinler. İç dünyasındadır, dışarıya sessizleşir… Biri var ki; arar, ses eder, seni kalpten sever, “Hayırdır sen niye sessizleştin, iyi misin?” der. Biraz kendini düşürdüğünde hisseder,  Ağlamaklı olursun, dolu dolu olur gözler, İçinde dolup taşmış dökülüverir sözler. O ise sözlerine bakıp gözlerini dinler, Bazen uyarır, bazen rahatlatır, bazen silkeler. İnsan sevinir de sevincini paylaşayım ister, Birileri kıskanır, birileri çekemez…  Ama birileri var ki iyilik halini samimiyet le bekler, Senin mutluluğunu kendi mutluluğuna pay eder. İyiliğini namazında dualarına ekler,  Senin hayrını kendi hayrı görür, belli eder.  Yapıp ettiklerine en yakından şahitlik eder,  En yakınındakilerden daha çok destekler,  Desteği öyle şifa olur ki eksik kalır teşekkürler… İnsan geçip gider de şu dünyadan, anlaşılmak ister. Anlaşırken, anlatırken, anlarken bir yoldaş, En iyi an...

Yaşarken Uyanan

Yaşarken Uyanan Bazen insan rüya görür,  Sonra rüyadan uyanır da, Rüya içinde rüyadaydım der… Uyku içindeyken uykuda…  Bazen rüyadayken bilir  Rüyada olduğunu… Bazen çok gerçekmiş gibi gelir, Etkisindedir uyansa da…  Bazen hatırında kalır,  Gördükleri bir bir aklında… Bir sahne, bir dekor, Bir rolü var senaryoda… Rolünün içinde bir rol , Öykü içinde bir öykü, Sahne içinde bir sahne… Yaşantının içinde bir uykudadır… Bazen uykudan uyanır,  Bazen de uyandırılır… Uykunun da rüyanın da,  Hepsi bir sona varır... Bazen uyanmasaydım der… Biraz daha süre olsa… Bazen uyandığına şükreder, Güzel bir sona varınca…  Güzel son insanın elindedir… Yapıp ettiklerinin karşılığında, İnsan hak ettiği yere gelir; Ya kazanır ya kaybeder… İnsan kazanma isteğindedir… Kazananlar sahnedeki oyunda,  Gerçek rolünü bilendir;  Terk etmez, pes etmez yapamadığında… Ve insan yaptıklarıyla yüzleşir, Tüm gerçeklik belirir karşısında,   Kazananlar zorla uyandırı...

Düş mü? Gerçek mi? Ödevini Kendi Yapan Çocuk...

Düş mü? Gerçek mi? Ödevini Kendi Yapan Çocuk... Bir yaz dönemi daha göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Havalar serinleyince, göçmen kuşlar gibi insanlar da evlerinin yolunu tuttu. Beklenen o dönem gelmiş, yaklaşık 10 ay sürecek maraton başlamıştı. Okul Dönemi ... Okulların açılması veliler tarafından dört gözle beklenense de aslında ebeveynlere bir gül bahçesi vaad etmiyor. Zira, okulların başlaması ödev trafiğini de beraberinde getiriyor.  Her ne kadar bazı okullarda ek etüt saatleri gibi desteklerle bu yük hafifletilmeye çalışılsa da yeterli olmayabiliyor. Çocuklarını iyi bir geleceğe hazırlamanın iyi bir eğitimden geçtiğini düşünen ebeveynler imkânlarını zorluyor. Anne babalar bazen okul seçimiyle, bazen derslere destek olmak için türlü fedakârlıklarda bulunuyor. Öyle ki bazen bu destek amacını aşıp çocukların dersleri, anne babaların asli görevi haline getirebiliyor. Sonu istenmeyen yere varan işler güzel niyetlerle başlar ancak yöntem yanlış olunca varılacak nokta da yanlış o...

Arkadaşımsız Olmaz

Arkadaşımsız Olmaz  Bazen bireysel olmak süreklilik getirir… Nazlı yeni aldığı elbiseyle aynadaki yansımasına bakarken, “Bu sefer kararlıyım, başlıyorum yürüyüş e, bu sefer bırakmayacağım, vermeliyim bu kilo ları” diye tekrarladı içinden.  Tek başına yapamazdı. Birilerini de kandırmam lazım diye düşündü. Aysel de uzun zamandan beri başlamak istiyordu diye düşündü telefonun tuşlarına basarken.  Dört beş kere çalan telefonu nefes nefese açan Aysel’in hatırını bile sormadan, “Evvettttt Aysel bak ne yapıyoruz? Pazartesi yürüyüşe başlıyoruz! Haydi, bunu başaracağız.“ En canlı, en enerjik sesiyle ikna etmeye çalışıyordu onu. Hoşça kal derken elleriyle zafer işareti yaptı. Ve gene başarmıştı. Zaten en iyi yaptığı şeydi insanları motive etmek .  Pazartesiye üç gün vardı… Yanlarına ekleyecekleri fazladan birkaç kişiyle daha güçlü olacaklarını düşündü. Füsun’un da yürüyüş yapmayı istediğini hatırladı. İş yoğunluğu çok diye geçirdi içinden. Ama yine de şansını denemeye karar ve...