Ana içeriğe atla

Kibir

Kibir

İnsanın bu hayatta kendini çok başarılı ve mutlu hissettiği zamanlar vardır. 

Çalıştığı işte zirveye ulaştığını düşündüğü zamanlar…

Her şeyin istediği gibi hatta istediğinden daha mükemmel gittiği zamanlar;

  • Terfi aldığı…
  • Satış hedeflerini tutturup, hedeflerinin üzerine çıktığı…
  • Yöneticisinden takdir aldığı…
  • Alkışları topladığı…
  • “Ben... Ben... Ben...” sözlerini dilinden düşürmediği,
  • “Ben neymişim be abi…” dediği zamanlar.

İnsan böyle zamanlarda neler başardığını düşünerek kendini çok değerli hisseder. 

Ve bazı düşünceler geçiverir aklından:

  • “Bu şirkette en önemli işi ben yapıyorum.”,
  • “Benim sayemde şirket büyüyor.”,
  • “Ben olmasam bu şirket batar.”,
  • “En değerli kişi benim bu şirkette.” …

O alkışlar, o övgüler insanın duygularını o kadar etkiler ki kendisini mükemmel görür. Bu başarılarda başkalarının payının olmadığını, her şeyi tek başına yaptığını düşünmeye başlar. Sonuçta kendini kendine yeterli görmeye başlar.

Kibir

Ve…

Bu düşüncelerin sonucunda insanı çok büyük bir tuzak bekler…

Başkalarını küçük görme tuzağı…

Kibir tuzağı…

Ve hemen aşağıya inişin başladığı zıddında bir süreç de dizayn oluverir. 

Artık geri sayım başlar…

İnsan o kadar kendine konsantre olmuştur ki dış dünyadan övgü ya da alkış alamadıkça sinirlenmeye başlar, agresifleşir. İletişiminde ve ilişkilerinde sıkıntılar yaşamaya başlar. Hem kendine hem de çevresindekilere artık fayda verememeye başlar. 

Bu sefer de kendini mükemmel görme ve hikmeti kendinden bilme tuzağı ile aşağıya çekilmeye başlar.

Oysaki hayatta keşfedilemeyecek tek şey vardır: “Daha iyisi…”

Çünkü her zaman yaptıklarımızdan daha iyisi ve bizden daha iyisi olacaktır. 

Mesele; 

  • Ne olursa olsun hikmeti kendimizden bilmemek, 
  • Kazanabilme marifetine sahip olmak,
  • Kazandığımızı koruyabilmek,
  • Kibir tuzağına düşmeden…

***

İnsanoğlu var olduğundan bu yana amacı hiç değişmemiştir. Mutlu başarılı olmak ve iyi ilişkiler kurmak. 

Deneyimsel Tasarım Öğretisi de insanın amacını amaç edinmiştir. "Kim Kimdir", "İlişkilerde Ustalık" ve "Başarı Psikolojisi" programlarında sunduğu stratejilerle insanların dününden daha başarılı, daha mutlu ve daha marifetli olmalarına destek olur. 

"Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen biri vardır."

*** 

Yorumlar

Nağme dedi ki…
Hep daha iyisinin olduğu yerde olamayacağı bir şeyin mücadelesini vermek ne büyük bir tuzak...
Emn dedi ki…
hikmeti kendinden görmemesine çok büyük delil, şu soruyu kendine sormamasıdır. " işler nasıl bu noktaya bu kadar kolay varabildi?"
Adsız dedi ki…
👏👏
Helin dedi ki…
Çok ihtiyaç bir yazı... Emeğinize sağlık
Gökçen A. dedi ki…
İnsanın kendini kendine yeterli görmesi ne büyük bir tuzak
Adsız dedi ki…
Uzun yıllardır çalıştığımız kurumsal firmalarda bu tür örnekler ile karşılaşmak ne kadar üzüntü verici idi, bu yazılan her bir satıra da katılmamak elde değil, emeğinize sağlık
Mükremin dedi ki…
Ne oldum değil ne olacağım…Ah bu kibir
Adsız dedi ki…
İnsanın vardığı yerde kendini bir şey sanması ve orada kalamayışı ne acı. Oysa devamı gelmedi ve orayı koruyamadı. Bu ancak kibirden uzaklaşınca olur.
Şeyda inan dedi ki…
Her ilim sahibinin üzerinde daha iyi bir bilen vardır ... elinize sağlık
Adsız dedi ki…
Ben neymişim be abi…. Nasıl bir cümle, Allah korusun kendimizi kendimize yeterli görmekten ..
Adsız dedi ki…
Kibir tuzağı..insaninin ogrenmesini engelleyen en buyuk tuzak cok guzel bir dikkat cekis👏🏻👏🏻
İlknur M dedi ki…
İnsanın düştüğü tuzaklardan biri kibir. O tuzaklara düşmeyelim inşallah. kaleminize sağlık
Merve dedi ki…
En iyisi değil daha iyisi olmaya gayret etmek🌸
Adsız dedi ki…
Kaleminize sağlık...Şeytanın davranışı ile şeytanın tuzağına düşmek.
Merve A dedi ki…
Benim sayemde… diye başlayan öyküler sonra benim yüzümden… diye başlayan sonlara dönüşmedi mi?
Adsız dedi ki…
Sınav bitmiyor olana kadar çabalıyorsun oluncada gurur kibirle sınanıyorsun..İyi ki ilim var.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Olduğun Yerde Olmak

Olduğun Yerde Olmak Güneşin ilk aydınlığı, apartmanın en üst katından görünmeye başlamıştı. Yükseldikçe alt katlara doğru sanki ışıklarıyla göz kırpıyordu. 3.üncü katın bu kadar ışıl ışıl olmasına rağmen en üst katta yaşayan Nursel, alarmı ertelemekte ve yataktan kalkmamakta ısrar ediyordu.  Nihayet son alarmda uyanmayı başarmıştı. “ Yine mi yaaa “ diyerek kalktı ilk yaptığı şey akşamdan kapattığı telefonun internetini açmak oldu. Bildirimler arka arkaya düşmeye başladı. Nursel aceleyle buzdolabından kahvaltılıkları çıkarırken bir yandan da çocuklara sesleniyordu: ‘’Hadi artık geç kalacağız. Bir yandan da göz ucuyla sosyal medya haberlerine bakıyordu; Bak bak şu fenomene paraları saçıyordu, meğer nerelerden kazanıyormuş paraları, aman banane! Banu’lar tatile nereye gitmiş öyle, yaramaz çocuklarla nasıl geziyor anlamıyorum yapan yapıyor! Zeynep’in kocası evlilik yıl dönümünde ne almış öyle, aman gösteriş yapsın habire..." Nursel’e göre çocukları çok mızmızdı. “Yine yememişsiniz ney...

Yeter Artık

Yeter Artık Güneş, turuncu ve pembenin en güzel tonlarıyla yavaş yavaş batıyordu. Aytaç ailesi, akşam yemeğine davetlilerdi. Yola çıkacakları saat geçmesine rağmen küçük oğulları Emrah’ı ikna edemiyorlardı. Elindeki tableti bırakmamak için yine çığlık çığlığa ağlamıştı. Aile çaresizce artık bir uzvu haline gelen tableti elindeyken üzerini giydirmeye çalıştı, bir yandan da sakinleşmesi için uğraştılar. Sonunda üzerini giydirmeyi başardılar ama epeyce geç kalmışlardı. Yaklaşık bir saatlik çaba sonunda arabaya binebilmişlerdi. Emrah arka koltuğa yerleşir yerleşmez tabletine yeniden gömülmüştü. Annesi, dikiz aynasından Emrah’a bakınca gözündeki yaşın kuramadığını fark etti.  O an bebekliği geldi aklına. Ateşlenmesi, gazı nedeniyle ağlamaları ama bu ağlaması onlar gibi değildi. Annenin içine bir acı oturdu, tam geçmişe dalmıştı ki eşinin ‘’geldiiiik!’’ demesiyle irkildi. Geç de olsa gidecekleri yere ulaşmışlardı. Her zamanki gibi Emrah tabletine öyle dalmıştı ki babasının; ‘’Hadi geldik...

Erteleme Şimdi Yap

Erteleme Şimdi Yap Gün çoktan aydınlanmış ortalık hareketlenmişti. Kuşlar sabah konserlerini vermeye başlamışlardı. Görünmüyorlardı ama koro halinde ötüşüyorlardı. “Yine geciktim” diye söylendi Gonca “şu alarmı ertelemesem olmaz mı acaba?” “Azıcık daha uyusam” diye alarmı erteler sonra da apar topar kalkardı.  Yetişebileceğim işleri yetiştiremiyorum. Ne zaman şöyle bir "oh be yetiştim" diyeceğim acaba? "Yine geldiler beni bekliyorlar. Neden bekleten taraftayım?"  diye söylendi, alelacele çıktı evden. Bu günlerde bunları düşünürken buluyordu kendini. Öyle böyle servise yetişti, bazen kaçırdığı da oluyordu.  Ertele-me... Bu defa beş dakika daha erken geldi. İşleri dünden bugüne sarkmıştı, önceki günden de düne sarkan işler vardı. Zaten iyice alışmıştı geciktirmeye ve her defasında sarkan işleri daha fazla oluyordu. Buna bir çözüm bulmalı, nasıl yapabilirim? Diye düşündü. “Bu işler iyice birikti yardım alsam da yine birikiyor.” Dedi kendi kendine. Gonca, neyi doğru yap...